İçeriğe geç
Elazığ Seyir

Hayatı kolaylaştıran fikirler, burçlara renkli bakışlar

Kişisel Gelişim 3 dk okuma Aslıhan Sezer

Geç Kalan Birini Beklemek Neden Bu Kadar Yorar

Beklemenin ağırlığı süreden değil belirsizlikten gelir. Gecikmeyi yönetmenin ve bekleyişi kendine ait kılmanın yolları.

Kararlaştırılan saat yedi. Yedi buçukta hâlâ ortalıkta yok. Bir mesaj gelmiş: "Yoldayım." Ama o "yoldayım" ne kadar yol demek, bilinmiyor. Kafenin köşesinde oturuyorsunuz, menüyü üçüncü kez okudunuz, telefonu açıp kapadınız. Kızgın değilsiniz tam olarak; daha çok askıda kalmış hissediyorsunuz.

Birini beklemek, geçirilen sürenin uzunluğundan çok, o sürenin niteliğiyle ilgili bir mesele. Yarım saat kitap okumak kısa gelir, yarım saat beklemek uzun. Fark, zamanın kime ait olduğunda.

Sahipsiz kalan zaman

Beklerken zaman size ait değildir. Ne başka bir işe başlayabilirsiniz, çünkü her an gelebilir; ne rahatça oturabilirsiniz, çünkü dikkatiniz kapıda. Bu ara durum, zihni sürekli düşük seviyede meşgul tutar. Yorgunluk buradan gelir. Otuz dakikalık bekleme, otuz dakikalık işten daha çok yorabilir.

Bir de belirsizlik faktörü var. "On dakika gecikeceğim" diyen biri sizi otuz dakika bekletse bile, süre belliyse plan yapabilirsiniz. Bilinmeyen bir bekleyiş ise plan yapmayı imkânsızlaştırır. Araştırmalar da bunu doğruluyor: insanlar uzun ama belirli beklemeyi, kısa ama belirsiz beklemeye tercih ediyor.

Gecikmenin taşıdığı sessiz mesaj

Beklemenin can sıkıcı yanı sadece zaman kaybı değil. Zihin, gecikmeyi bir değer göstergesi gibi okumaya meyillidir: "Benim vaktim onun için önemsiz." Bu yorum çoğu zaman haksızdır ama kendiliğinden oluşur. Özellikle aynı kişi tekrar tekrar geç kalıyorsa, tek tek gecikmeler birikip bir tutuma dönüşür.

Öte yandan sürekli geç kalan insanların büyük bölümü aslında saygısız değildir. Çoğu, yolculuk sürelerini sistematik olarak eksik hesaplar. Kendi zihinlerinde her şey en iyi senaryoya göre işler: trafik yoktur, asansör bekletmez, hiçbir aksilik çıkmaz. Bu iyimserlik hatası hayat boyu tekrarlanır ve kişi kendini "biraz geç kalan" biri sanır.

Bekleyeni rahatlatan tek şey: bilgi

Gecikmenin yükünü hafifleten şey özür değil, bilgidir. "Yirmi dakika gecikeceğim" cümlesi, "özür dilerim yoldayım" cümlesinden çok daha kıymetlidir. Çünkü karşı tarafa zamanını geri verir. Bekleyen kişi o yirmi dakikada bir şey yapabilir, bir yere uğrayabilir, kahvesini rahatça içebilir.

Bu yüzden geç kalındığında yapılacak en nazik şey, tahmini süreyi olduğundan iyimser değil gerçekçi söylemektir. "Beş dakika" deyip yirmi dakika sonra gelmek, baştan "yirmi dakika" demekten çok daha kırıcıdır; çünkü bekleyen kişi üç kez umutlanıp üç kez hayal kırıklığına uğrar.

Beklerken ne yapmalı

Bekleyen taraf için de yapılabilecek şeyler var. En etkilisi, bekleme süresini baştan kendine ait bir zamana çevirmektir. Telefonu sürekli kontrol etmek yerine somut ve bölünebilir bir iş seçmek işe yarar: birkaç sayfa okumak, bir liste yazmak, ertelenmiş kısa bir mesajı yanıtlamak. Dikkat bir yere bağlandığında bekleyişin ağırlığı düşer.

Bir diğer yöntem de sınırı önceden belirlemektir. "Yarım saat bekler, gelmezse çıkarım" kararı içeriden verildiğinde, bekleyiş çaresizlik olmaktan çıkar, tercihe dönüşür. Karar kendinize ait olduğu anda huzursuzluk büyük ölçüde azalır.

Konuşulması gereken yer

Tek seferlik gecikmeler konuşulmayı hak etmez; hayat aksiliklerle dolu. Ama tekrarlayan gecikmeler için sessiz kalmak ilişkiye iyi gelmez. Sitem etmeden, olay anında değil sakin bir zamanda söylenen basit bir cümle çoğu zaman yeterlidir: "Seni beklerken ne yapacağımı bilemiyorum, önceden haber versen benim için çok kolaylaşır."

Kültürel farkları da hesaba katmak gerekir. Bazı çevrelerde randevu saati kesin bir taahhüttür; beş dakikalık gecikme bile özür gerektirir. Bazı çevrelerde ise saat bir aralık bildirir, esneklik doğal karşılanır. İki farklı anlayışa sahip insan buluştuğunda çatışma kaçınılmazdır. Böyle durumlarda kimin haklı olduğunu tartışmak yerine, ortak bir beklenti kurmak çok daha işlevseldir.

Kendi tarafımızdan bakmak da faydalıdır. Sürekli geç kaldığımızı fark ediyorsak, sorun genellikle hazırlık aşamasındadır. Çıkmadan önceki son on dakikaya sığdırmaya çalıştığımız işler, gecikmenin asıl kaynağıdır. Çıkış saatini değil hazırlanma saatini öne almak, çoğu kronik gecikmeyi tek başına çözer.

Böyle bir cümle suçlama içermez, ihtiyaç bildirir. Ve çoğu insan, karşısındakini zor durumda bıraktığını fark ettiğinde davranışını düzeltmek ister. Konuşulmayan mesele ise bir gün çok daha küçük bir bahaneyle, çok daha büyük bir tepkiyle ortaya çıkar.